Şeb-i Arûs

İnsan Vakti

Hz. Mevlâna’nın, “hazretü’l-insan” bağlamının temelinde de insanın özü olan Hazret-i Peygamber vardır. Mevlâna’nın eserlerinin tümünde, mânanın ve maneviyatın odağı Hazret-i Peygamber’dir. Bu yüzden Mesnevi’de, Fihi Ma Fih’te ve Mecalis’te’ki şu sözle Hazret-i Peygamber’i anlatırken, alemin, varlığın ve hayatın sebebi ve sonucu olarak Onu bilmemiz gerektiğini duyurur.

“Âlemden maksat insandır.
  
İnsandan maksat da O Can’dır. (Hazret-i Peygamber’in ruhudur, özüdür.)” 

Mevlâna’nın insana bakışının temeli, nur-ı Muhammedî’, akl-ı evvel ve akl-ı küllî de denilen Muhammedî özdür ve esasen her insanda mevcut olan bu özün bulunması, bilinmesi ve gerçeklenmesi varoluşsal bir borçtur.  Bir rubaisinde özellikle mana yolundakilere hitaben söylediği de budur; 

“Canında bir can var, o canı ara.
  
Beden dağında bir cevher var, o cevherin asıl madenini ara.
  
Ey arayış içindeki sûfi, gücünün sonuna kadar bunu ara.
  
Ama bunu, dışarıda değil, kendinde ara.”

Mevlâna’nın Fihi Ma Fih’teki şu benzetmesi de Muhammedî insan özüyle ilgilidir; “Şu bakırdan yapılan usturlap, nasıl gök cisimlerinin ve yıldızların haritalarını gösteren bir aletse, insan da Hazret-i Hakk’ın isimlerinin ve sıfatlarının usturlabıdır. Ancak tıpkı bakırdan yapılı gök usturlabından anlayan bir gök bilimci olması gerektiği gibi, Hakk’ın aynası olan insandan da anlayan bir marifet sahibi zat gerekir.” Mevlâna’nın burada bahsettiği marifet de Muhammedî marifet ve mânadır. Mevlâna’ya göre bunu bulan ve bilen insan, insan-ı kamildir. Buraya kadar Mevlâna’dan aktardığımız bu ifadeler açısından bakılırsa Mevlâna’nın batılıların anladığı gibi bir hümanizm ile zerre kadar ilgisi yoktur. Bilakis Mevlâna, insanı et ve kemikten ibaret gören düşünceleri, kendi eserlerinde sığ bir görüş olarak değerlendirir.

“İnsan gözdür, görüştür, geri kalan et ve deri
 
Gözü görüşü ne ise, o kadardır değeri”

Mevlâna’nın burada bahsettiği göz ve görüş ise Muhammedî hakikatin müşahedesidir.

Nitekim aynı mânaya şurada da işaret eder;
“Ey kardeş, sen gerçekte düşünce için varsın
  Sanma ki kemik, et, deri ve kıl kadarsın!”

Mevlâna, insana yine bu görüşle seslenirken Fihi Ma Fih’te şöyle söyler;
“İnsan çok büyük bir şeydir. Hem öyle bir şeydir ki içinde her şeyin yazılı olduğu bir mektup gibidir.”
“Ey insan, kendini ucuza satma, senin değerin her şeyden fazla”
“Ey insan, sen, İlahi mektubun yazısısın!

 Sen, Sultan’ın güzelliğinin aynasısın!
 
Alemde ne varsa senin dışında değil,
 
Her ne istersen kendinde bilip arayasın!”

Buna göre Hazret-i Mevlâna’nın bahsettiği insan idrakine ve kabulüne şiddetle muhtaç olduğumuz bir çağın içindeyiz. İnsan’ı önce Mevlâna’ya, Mevlâna’dan da İslam’ın ana kaynağı olan Hazret-i Peygamber’e ve Kur’an’a ulaşıp yeniden tanımalı ve anlamalıyız. Bu yılki ihtifallerin bunun bir hatırlatıcısı olması amacıyla İnsan Vakti vurgusunu öne çıkardık. Muhammedî özün tecellisi ve tezahürü olarak Hazretü’l-insan kavramı etrafındaki insan anlayışımız üzerinde durmak istedik.  Ölümün dahi biz insanlar sayesinde anlamlı olduğunu, dolayısıyla ölümün aslımıza yolculuk olduğunu, ölümün hakikatinin de insana bağlı olarak ortaya çıkacağını ispat eden Hazret-i Mevlâna şöyle söylüyor;

“Ey insan, senin değerin iki âlemden de yücedir,
  
Fakat anlamazsan benim elimden ne gelir?”

753-afis-duyuru.png